Onur'un defteri. | Ğvandi derlemeleri (03.08.2016 ve 11.07.2017)
244
post-template-default,single,single-post,postid-244,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-11.2,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

Ğvandi derlemeleri (03.08.2016 ve 11.07.2017)

Alan araştırmalarının en zor yanlarından birinin kaynak kişilere ulaşma yönünde gösterilen çaba olduğunu düşünüyorum. Özellikle kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kültürün ürünlerini derlemek istiyorsanız bu iş daha da zorlaşıyor. Aynı memleketli olmama rağmen bu süreç benin için de çok zor işledi. Nitekim onlara göre şehirde doğmuş, büyümüş ve görünüş olarak farklıydım.  Beni yabancılayacaklarını tahmin ettiğim için giyim kuşamıma, konuşmama oldukça dikkat ediyordum. Onlarla iletişim kurarken Lazca konuşuyor, onlar gibi espiri yapıyor, bana güvenmeleri için çabalıyordum. Ğvandi köyüne 2016- 2017 yıllarında iki defa ziyaretim oldu. Bu ziyaretleri gerçekleştirmeme ilk başta Murat Ercan vesile olmuştu. Murat beni önce Ardeşen merkezde kafe işleten Yalçın Kuyumcu ile tanıştırdı. Yalçın’ın babaannesi ve arkadaşları Ğvandi’de yaşıyordu. Yalçın ile bir gün belirledik. Ağustosun 3. Günü buluşup Ğvandi’ye doğru yola çıktık. Arabayı Yalçın kullandı. Yolda giderken babaannesinden ve köyünden bahsetti. İlkokulu köyde okuduğunu ve Türkçe’yi okulda öğrendiğini söyledi. Ğvandi’ye vardığımızda Yalçın’ın babaannesi sevinçle bizi karşıladı. Uzun süredir görüşemeyen babaanne torun hasret giderdi. Bizde o sırada babaanne Havva Kuyumcu ile tanıştık. Babaanne, artık eskisi gibi söyleyemediğinden bahsetti. “Nena şkimi dimsilu (“Sesim kısıldı”) dedi. Bende onu cesaretlendirecek şeyler söyledim. Yan komşusu Bakiye Kuyumcu ve diğer komşularının da ona eşlik edebileceğini söyledi.

Kayıt için dışarı çıktık. Oğlu Ali Kuyumcu evin alt katını bakkal olarak kullanıyordu. Pencereleri ahşap olan dükkânın önünde oturduk. Bir süre Bakiye teyzenin gelmesini bekledik. Havva teyze o sırada ölen kızı için yazdığı destanı okudu ben ekipmanı kurmakla meşguldüm. Bir süre sonra Bakiye Teyze geldi. Kayıtın nasıl olacağından bahsettim ve etraftaki insanların sessiz olmasını rica ettim. Nitekim kendilerini doğal ortamlarında hissettmelerini sağlamam gerekiyordu. Kamera karşısında oldukça heyecanlı ve unutkan olmuşlardı. Kamerayı açtım ve onlardan bilgi alabileceğim bir sohbeti başlattım. O kadar dertli insanlardı ki zaten anlatmaya ve rahatlamaya ihtiyaç duyuyorlardı. Havva teyze ve Bakiye teyze yayla yolunda söyledikleri destanları okudular. Yaşamın zorluklarından bahsediyorlardı. Eskiden yaşamanın daha zor olduğundan bahsediyorlar bir taraftan da eski neşe ve eğlencenin kalmadığından yakınıyorlardı.

Destanlar ve ninnileri okuduktan sonra Havva teyze kendi yazdığı destanı okudu. Genç yaşta kaybettiği kızından bahsediyordu. Çok dertli, acılı günler geçirdiğini söyledi. Havva teyze Yalçın’a diğer komşularını çağırmasını söyledi. Onlarda kayıta katıldılar. Ancak içlerinde öyle biri vardı ki herkes onun söylemesini istiyordu. Havva Akatın trafik kazasında kaybettiği gelini için destan yazmıştı. Israrlar üzere destanı söyleyeceğini belirtti. Ancak destana başlamadan önce Ali ağabeyden kümesten bir yumurta getirmesini söyledi. Destana başlamadan önce yumurtayı içti. Sonra etkileyici sesiyle gelini için yazdığı destanı okudu. Etraftakiler de bu hüzünlü anda ağladılar. Daha sonra birlikte halk şarkılarını seslendirdiler. Özellikle atma karşılamayı söyledikleri kısım bir hayli eğlenceli olmuştu. Ğvandi’de geçirdiğim ilk güne bu şekilde veda ettim.

2017 yılı araştırmamın ikinci kısmıydı. 2016 yılında yaptığım görüşmeler bana deneyim kazandırmıştı. 2016 yılında Ğvandi’de yaptığım kayıtlar oldukça verimliydi. Bu da bana bir kez daha o bölgeye gitmem gerektirdiğini düşündürdü. Ğvandi’deki görüşmeyi gerçekleştirmeme Murat ve Yalçın vesile olmuştu. Tekrar Ğvandi’ye gidebilmek için Yalçın’la iletişim kurdum. Ancak Yalçın’ın hayatında bazı değişiklikler olduğunu ve artık Ardeşen’de olmadığını söyledi. Bana babası Ali Kuyumcu’ya ulaşabileceğimi söyledi. Ali ağabeyin numarasını verdi. Ancak ben Ali ağabeyi aramak yerine yanına gittim. Ali ağabeyle birlikte önceki yıl katılan herkesin olacağı bir gün belirledik.

Araştırmamın ikinci kısmında(2017) çalışmalarımı gözlemlemesi ve önerileri için danışmanım Doç.Dr. Gonca Girgin hocamı davet etmiştim. Gonca hocanın geldiği günü Ali ağabeyle sözleştiğim güne denk getirdim. Gonca hoca o sabah İstanbul’dan geldi. Ardeşen’de onu karşıladım. Yanımda bizi o bölgeye ulaştıracak kuzenim Ömer vardı. Gonca hocayla birlikte kahvaltı ettik. Daha sonra Ğvandiye doğru yola çıktık. Ğvandiye vardığımızda Ali ağabey bizi karşıladı. Annesi Havva teyze ise karşıki evdeydi. Oradan bize el salladı. Daha sonra yanımıza geldi. O sırada Ali ağabey köyde bir işi olduğunu söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Ali ağabeyin önceden haber verdiği geçtiğimiz yıl kayıtlara katılan Havva Akatın ve Bakiye Kuyumcu da kısa aralıklarla bize katıldılar.
Geçtiğimiz yılki kayıtlarda daha doğal akışına bıraktığım sohbetler olmuştu. Ancak elimde ritüellere dair çok az veri vardı. Oysaki bu müzik ritüeller içinde oluşuyor, öyle şekil alıyordu. O yüzden 2017 yılındaki görüşmelerimi daha planlı yapmaya önceden karar vermiştim. Aklımda plandığım konu başlıklarında sırasıyla sohbeti başlattım. Önce düğünlerden daha sonra imecelerden, yaylalardan ve diğer ritüellerden bahsettik. Konuyla bağlantılı olan destan, karşılama, imece şarkılarını hep birlikte söylediler. Sayma ritüeliyle ilgili örneği ise önce veremeyeceklerini söylediler. Havva Akatın’dan geçen yıl söylediği destanı bir kez daha söylemesini istedim. Havva Akatın’ın oğlu, ölen gelinin ardından bir yıl sonra başka biriyle evlenmişti. Havva teyze de destanın sözlerini yeni gelişen olaylarlara göre yeniden düzenlemişti. Bu durum daha önceden bilmediğim bir şeyi öğrenmemi sağladı. Yani destanlar güncellenebilir ve sonu olmayan bir yapıdaydı.

Görüşme boyunca kaynak kişiler eski anıları, ölümleri, acıları hatırlamışlardı. Verimli bir görüşme olmuştu. Yorulduklarını görünce bugünlük bu kadarı yeterli olur diye düşünerek ekipmanı toplamaya başladım. Ancak o sırada evin sahibi Havva Kuyumcu geçtiğimiz yıl yaptığımız kayıtları izlemek istedi. Ben de bilgisayarı getirip izleteceğim dedim. Bunun üzerine “Bir izletsin, bir izletsin” diyerek sayma yapmaya başladı. Havva Akatın’ın da karşılık vermesiyle birlikte karşılıklı sayma yapmaya başladılar. En başta benim isteğim üzerine sayma yapamayacaklarını söylemişlerdi. Ancak olayların bağlamı neticesinde üzülmüşler ve sayma yapmaya başlamışlardı. Hem kaybettiklerine hem de kendilerini sayıyorlardı. Biri başlıyor diğer devam ediyor bazen de birlikte söylüyorlardı. Benim en çok dikkatimi çeken şey ise Havva Kuyumcu’nun söylediği “Eskiden söylerdik, dinlerdik ve rahatlardık. Şimdi yüreğimiz yandı” demesiydi. Bir kültürün kayboluşunun acısını en çok o kültürün taşıyıcıları yaşıyordu. Değişen ve dönüşen toplumsal yapı onları derinden sarsıyor ve yaralıyordu. Saymanın bitmesiyle birlikte herkese teşekkür edip oradan ayrıldım.

Gonca hoca, ben ve kuzenim Ömer ile birlikte Fırtına vadisinde olan tesislerden bir tanesine gittik. Kayıt bizi yormuştu, karnımız acıkmıştı. Biz yemek yerken tesisin yanına bir otobüsün yanaştığını gördük. Daha sonra otobüstekiler bizim de rahatlıkla görebileceğimiz bir yerde horon oynamaya başladılar. Bizim az önce Ğvandide duyduğumuz destanlar, halk şarkıları, saymanın tınısı kulağımızdaydı. Tur rehberi eşliğinde horon oynayanlar ise “Fatmagül’ün suçi ne biz oni bihter sanduk” sözleriyle devam eden bir atma türkü söylüyorlardı. Bir an durduk, aslında kilitlendik. “Fatmagul’un suçi yok, biz oni Bihter sanduk” cümlesinin eş anlamlısı “Bihter gibi kocasını aldatan bir kadın olduğu için temiz saf Fatmagül’e tecavüz ettik” hikayesini anlatmıyor muydu? Kadına bir eşya muamelesi yapan, erkek oradaydı, tecavüzü meşrulaştıran gülüş oradaydı! İçinde tecavüzü toplumun önüne süsleyerek sunan ve ensest ilişkinin en yoğun yaşandığı meşhur televizyon dizilerinin hikayesi vardı. Toplumun cinsiyet kodlarına bir gönderme miydi? Horondakiler sözleri komik bulmuşlardı anlaşılan. Çünkü kimseden bir tepki gelmiyordu. Belki de onlara Temel ile Dursun fıkralarını hatırlatmıştı. Ya da yıllardır duydukları “Lazlar’ın akılları 12’den sonra çalışmaz” hikayelerini. Bizim de yıllardır bunun bir aşağılama politikası olduğunu kanıtlamaya çalıştığımız o meşhur hikâyeyi.

Onlar uzaklaşırken aklıma Havva Kuyumcu’nun saymasında söylediği şu sözler gelmişti. “Eskiden söylerdik, dinlerdik ve rahatlardık. Şimdi yüreğimiz yandı”. Havva teyze yüreğimiz yandı derken belki bu değişimden, dönüşümden bahsediyordu. Bu değişim gerçekten toplumun kendi içinde yaşadığı bir şey miydi? Yoksa dayatılan bir şey miydi? Ğvandi’de geçirdiğimiz gün aklımıza takılan bu sorularla bitmişti.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.