Onur'un defteri. | Türkiye’de Caz Belgeseli
273
post-template-default,single,single-post,postid-273,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-11.2,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

Türkiye’de Caz Belgeseli

Türkiye’de Caz adlı belgesel film 2013 yılında Batu Akyol tarafından yayınlanmıştır. Batu Akyol belgeselin yönetmenliğini yürütmüş, senaryosunu yazmıştır. Belgesel yayınlandığı tarih ile Emek Sineması’nın yıkılması aynı yılda olduğu için belgeselin girişinde Emek Sineması’nın İstanbul kültür etkinliklerindeki önemi hatırlatılmıştır. Belgesel Türkiye’deki Caz müziğinin tarihsel gelişiminin yanı sıra caz müziğiyle ilgili güncel konulara da değinmektedir. Bu tarihsel gelişim sürecinin içinde Türkiye’nin geçirdiği sosyo-ekonomik dönüşümlerin pratikteki yansıması da tartışılan başlıklar arasındadır. Belgeselde Türkiye’deki Caz müziğinin ortaya çıkmasında rol oynayan önemli müzisyenlerin etnografik anlatıları referans alınmıştır. Dolayısıyla müzisyenlerin hikayeleri üzerinden bir anlatım söz konusudur. Müzisyenlerin ilişkileri, dünyadaki caz müziğiyle Türkiye’deki caz müziğinin etkileşimleri, müzik okullarının caz müziğine olan katkısı, caz festivalleri, devlet televizyonunda ve diğer kitle iletişim araçlarında caz müziğiyle ilgili çalışmalar belgeselde yer verilen diğer başlıklar olarak öne çıkmaktadır.

Belgesel, caz müziğinin Türkiye’deki çıkış noktasında Ermeni ve Yahudi müzisyenlerin öncülüğünü vurgulamaktadır. Senaryoda Ermeni iş adamlarının özellikle Leon Aivgdor’un Paris’e gidişiyle birlikte 1920’lerde Türkiye’de ilk caz örneklerinin görülmeye başlandığı, Halk Evleri’nin Batı sanatları için önemli bir merkez olduğunun altı çiziliyor. Hulki Saner, Nejdet Alpgün gibi müzisyenlerin Halk Evleri çatısı altında yetiştiğinden bahsediliyor. Ayrıca Hulki Saner’in “Blue Moon” orkestrası Türkiye’de ilk caz grubu olarak ele alınıyor. Dönemin politikalarının da bu ortama elverişli olduğunu düşünürsek Batı müziğiyle ilgilenenlerin Türkiye’ye caz müziğini getirdiğini anlamamıza yardımcı olur.

Belgeselde Türkiye’deki eğlence mekanlarının caz müziğiyle ilgisi anlatılmaktadır. Örneğin Maksim gazinosu bu alanda bir zamanlar ismi anılan bir eğlence mekânı olarak önc çıkmaktadır. Dolayısıyla birçok izleyicinin daha çok klasik Türk müziği performansının sahnelendiği mekan olarak bildiği Maksim gazinosunun tarihte farklı müziklere ev sahipliği yaptığı gerçeğiyle tanışıklığına vesile olmaktadır.  Ayrıca caz festivallerinde Türk müzisyenlere yer verilmediği için açılan Nardis’in bu konuda çalışmalar yapan müzisyenlere ev sahipliği yaptığı, dolayısıyla Türkiye’deki caz müziğine de bir nevi katkı sunduğu ifade edilmektedir.

Belgeselde Türkiye’de caz müziğiyle ilgili çalışmalar yapan müzisyenlerden sözlü tarih yöntemi ile elde edilen veriler üzerinden bir anlatı geliştirilmiştir. Cüneyt Sermet, Fatuk Akel, Arto Tunçboyacıyan, Selçuk Sun, Okay Temiz, İsmet Sıral Erol Pekcan, İlhan Mimaroğlu, Arif Mardin, Sevinç, Sevim kardeşler, Ayten Alpman, Tülay German adı geçen Türkiyeli caz müzisyenler olarak anılmaktadır. Belgeselde yer alan müzisyenlerin hem caz müziğiyle olan bağları hem de Türkiye’deki caz müziğiyle ilgili çalışmaları ve hikayeleri üzerinden röportajlar yapılmıştır.

Belgeselde Amerika’da eğitim alan müzisyenlere yer verilmekte ve müzik okulu Berklee’nin önemine vurgu yapılmaktadır. Ayrıca Amerika’da kurdukları Atlantik (1947) plak şirketiyle müzik piyasasında önemli yer edinen Ertegün kardeşlerin hikayeleri, karşılıklı etkileşimler bahsedilen konular arasındadır.  Türkiye’nin 1950’li yıllarda NATO üyeliğiyle başlayan süreçte yabancı yatırımların ülkeyi liberalleştirdiği yönünde görüş bildirilmektedir. Bu süreçte açılan Hilton otelinin caz müzisyenlerinin merkezi haline geldiğini ve müzisyenlerin elitleştiği vurgulanmaktadır. Yanı sıra Türkiye’deki caz müziğinin üst sınıflarca kontrol edildiği bilgisi de verilmektedir.

Belgeselde Türkiye’deki caz mı? Türk cazı mı? sorularına da yanıt aranmaktadır. Ayrıca Türkiyeli caz müzisyenlerinden etkilenen Amerikalı ve İsveçli cazcılarında röportajlarına yer verilmiştir.

Belgeselde Türkiye’de gelişen politik olayların caz müziğine olan etkisi de tartışılan konular arasındadır. 6 -7 Eylül 1955’de gayrimüslimlere yönelik saldırıların farklı etnisitelerdeki önemli caz müzisyenlerin ülkeden ayrılmasına yol açtığı, bunun da Türkiye’deki caz müziğini etkilediği görüşü savunulmaktadır. Ayrıca 1980 darbesi ile ülkedeki solcuların kültür faaliyetlerine yoğunlaştığı bu sayede de caz festivallerinin yapılmaya başlandığı bilgisi verilmektedir.

Belgeselde soğuk savaş yıllarında caz müziğinin kitle birleştirici bir araç olarak kullanıldığına değinilmektedir. Kültür alanında yapılan atılımların da soğuk savaşın bir parçası olduğu ifade edilmektedir.

Belgeselde Türkiye’de caz müziğin ortaya çıkışından itibaren yaşanan gelişmeler tarihsel kurgu içinde ele alınmıştır. Bazı yerlerde muhtemelen seyirciyi sıkmamak adına bu tarihsel kurgu karışık gösterilmiştir. Ancak bir izleyici olarak gözümde canlandırmaya çalıştığım o süreci tarihsel ilerleyişiyle görmemin olayı anlamama yardımcı olacağını düşünüyorum. Belgeselde daha çok erkek caz müzisyenlerine yer verildiği göze çarpmaktadır. Ayrıca kadın müzisyenlerin ele alındığı bölümün ayrı bir başlık gibi anlatıldığını düşünüyorum.

Belgeselde caz müzisyenlerinin tutuculuğundan, gelenekçiliğinden bahsedilirken birbirine karşıt görüş bildiren müzisyenlere yer verilmiş. Burada benim gözüme çarpan nokta belgeselin biraz amacı dışına çıktığı yönünde. Türkiye’de caz müziğinin gelişimini ele alma amacının olduğunu vurgulayan yönetmen müzisyenlerin kendi aralarındaki anlaşmazlığını öne çıkarması bu amaçla çeliştiğini göstermektedir.

Belgesel daha çok caz müziğinde icracılık, müzisyenlerin hikayesine odaklandığı görülmektedir. Türkiye’deki popüler müzikler içinde caz müziğinin yerine dair herhangi bir sorgulama yapılmamaktadır. Türkiye’de farklı etnisitelerin caz müziğiyle harmanladığı halk müziklerinden bahsedilmemiştir. Oysaki 2013 yılında yayınlanan bir belgeselde tarihsel bir kurgu yer alıyorsa ve Türkiye’deki Caz müziğine dair söylemler varsa bende o başlığa uygun olarak Türkiye’de bu konuda yapılan öncü çalışmalara yer verilmesi gerektiği fikrini öne çıkıyor.

Belgesel caz müziğini anlatmaktadır. Nitekim caz müziğinin Amerikalı siyahların müziği olduğu, bir isyanı, emeği nitelediği vurgulanmaktadır.  Türkiye’de caz belgeseli, caza meraklı araştırmalar için iyi bir kaynak niteliği taşımaktadır.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.