Onur'un defteri. | Nilüfer Taşkın, Bu Bir İsyan Şarkısı Değil! Lazlar, Kimlik, Müzik.
269
post-template-default,single,single-post,postid-269,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-11.2,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

Nilüfer Taşkın, Bu Bir İsyan Şarkısı Değil! Lazlar, Kimlik, Müzik.

Nilüfer Taşkın, Bu Bir İsyan Şarkısı Değil! Lazlar, Kimlik, Müzik. İletişim Yayınları, İstanbul. 2016. 248 sayfa.

Bu kitabın serüveni yazar Nilüfer Taşkın’ın 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans tezi yazmasıyla başlar. Kitap, Türkiye’de farklılaşan siyasi ve ekonomik değişimler ile güncellenerek 2016 yılında yayımlanmıştır. Kitapta kimlik teorisi, milliyetçilik, çokkültürlülük, ekonomi, politika, müzik konuları ele alınmıştır. Bu konular ışığında Laz kimliğine dair iniş çıkışları, değişimleri ve dönüşümleri görebiliriz. Kitabın ana fikri Laz kimliğinin müzikle birlikte popülerleşmesine ve görünürlüğüne dikkat çekiyor. Bu kitapta bahsettiğim değişim ve dönüşümün yanı sıra çaydan fındığa, Temel fıkralarından Çernobil’e, solculuktan Kazım Koyuncu’ya ve hepsinin ötesinde bir Laz kimliği tahayyülü yer alıyor. Nilüfer Taşkın izlediği yolda kendi deneyimleriyle birlikte Lazları; etnisite, kimlik, çokkültürlülük başlıklarıyla ele alıyor.

Kitap, yazarın teşekkür yazısı ve önsözle başlıyor. Dört bölümden oluşan kitapta ayrıca ekler bölümü de var. İlk bölümde “Yeni Başlayanlar İçin “Temsili Lazlar” başlığı dikkat çekiyor. Laz kimliğine dair kısa bir anekdot ve Lazlar’ın kendi kimliklerini ele alış biçimi ile başkalarının Lazlar’ın kimliğine dair söylemleri bu bölümde tartışılıyor. 2000’lerde büyük kentlerde yaşayan ikinci kuşak Laz göçmenlerin müzik ve dans performansları üzerinden oluşan ‘Laz kimliği’ konusunun bu bölümde ayrıntılı olarak üzerinde durulmuş. Daha önce Lazlar üzerinde yapılan araştırmalara atıf yapılarak Laz sterotipinin Türkiye’de nasıl tanımlandığı ve bunun Lazlar tarafından nasıl karşılandığı, kurgulandığı bu bölümün konuları arasında.

İlk bölümün diğer başlıkları arasında Laz kültür haraketine dair tüm yönlerin incelendiğini görebiliriz. Ayrıca Laz kimliğinin hem Lazlar, hem de Laz olmayanlar tarafından, Türkiye’de güçlü bir şekilde Kürt kimliğiyle ilişkili olarak kurulduğu yönündeki tartışma bizlere Laz kimliği çalışmalarının nasıl kurgulandığına dair fikirler veriyor.

“Çağdaş Laz Kimiğinin Arka Planı” kitabın ikinci bölümünün ana başlığı. Bu bölümde kısaca; Laz tarihi, Laz terimi, demografik yapı, çay tarımı ve Lazlar’ın devletle ilişkisi, cumhuriyet rejimi ile başlayan ulus devlet politikalarının Laz kimliği üzerindeki etkisi, Lazcaya dair dil çalışmaları, Laz coğrafyasındaki siyasi hareketler, kentleşme süreci, Kürt harekatı ile Laz kültür harekatının karşılaştırmasından bahsedilmiş. Bu iki hareket karşılaştırılırken kamoyunda Lazların öteki olmayan uyumlu insanlar olarak tanımı dikkat çekiyor. Lazların antik dönemden günümüze kadar olan süreçteki durumu, kısaca anlatılan Laz tarihi başlığında yer alıyor. Cumhuriyet rejimi ile birlikte başlayan ulus devletin inşa sürecindeki asimilasyon politikaları, daha sonra çay tarımı ile birlikte Lazlığı ‘Rizelilik’ çatısında birleştirme çabaları, Laz kimliği üzerinde şekillenen politik olayların arka planı bu böümde öne çıkan başlıklardandır.  İkinci bölümün diğer konusu ise ekonomik ve kültürel değişimin hızlanmasına yol açan sebepler; göç, kentleşme başlıklarında sunulmuş. Lazlar’ın diasporadaki durumu, ilk göç ile kentlere giden Lazlar’ın kente bakış açısı ve sosyal yaşamı, kente ayak uydurma süreci ve günümüze dek olan gelişmeleri bu bölümde okuyabiliriz. İkinci kuşak göçmenlerin dil ve kültürle ilgili bağlarını, kimlik tanımlarını da yazarın yorumlarıyla birlikte okuyabiliriz.

Üçüncü bölüm yıllardır Lazlar’ı sevimli karakter gibi gösterip, Fadime ve Temel fıkralarına indirgeyen tutumu tartışarak başlıyor. 1990’lı yıllarda çokkültürlülük tartışmalarının yoğun yaşandığı dönemde bir grup Laz aydının girişimleriyle başlayan Laz kültürüne dair çalışmaların nasıl şekillendiğine bu bölümde değiniliyor. Laz aydınlarının başlattığı bu hareketin Laz coğrafyasında nasıl karşılandığı ya da yapılan çalışmalardan Lazlar’ın ne kadar haberdar olduğu tartışılan başlıklar arasında. Bu bölümdeki ana başlık Laz aydınlarının başlattığı süreçte yapılan çalışmalar kimlik temelli tarih, müzik, kültür, dil, folklorik araştırmalar konularında toplanıyor. Ayrıca Laz kadınlarının sosyal yaşama katılımı, Laz aydınlarının yaptığı çalışmalarda toplumsal cinsiyet kurgusu inceleniyor.

Dördüncü bölümde kültürel performanslar üzerinden Türkiye’deki kimlik politikalarına yazarın getirdiği eleştirel yaklaşımları görebiliriz. Kimlik çalışmaları sürecinde yan başlık olarak geleneksel müzik ve kentte ortaya çıkan melez türler, füzyon tarzlar ikinci bölümün asıl konusunu oluşturuyor. Zuğaşi Berepe, Kazım Koyuncu ve Karadeniz rock söylemi, fıkralardan müzik ve dansa uzanan “yeni Laz kimliği” bu bölümde değinilen başlıklar arasındadır.

Sonuç bölümünde kitabın genel haritası çizilerek kitabın amacı tartışılmıştır. Ek bölümünde sosyal medyada yapılan kullanıcı yorumları verilmiştir. Kitap zengin bir kaynakça ile 248 sayfada tamamlanmıştır.

Kitap çokkültürlülük, etnisite tartışmalarıyla kimlliğin çokyönlülüğünü, oluşumunu, kimlik bilincini anlamamıza yardımcı olur nitelikte. Yazar, Lazlar’ın beyaz ötekiler olarak algılanması ile dil ve kültürlerinin yok olmasını paralel bir düzlemde tartışıyor.  Çay tarımı ile değişen bölge ekonomisinin üretim ilişkilerine olan yansıması, maddi kültürün bu değişimle olan izdüşümünü, Türkiye’deki asimilasyon politiklarınının yüzeysel görünürlüğünü sunması açısından bu kitap kimlik konulu diğer çalışmaların yanındaki yerini ayırtmış durumda.

Kitabın dikkat çektiği başka bir konu ise Lazlar’ın uyum sağladığı için devlet tarafından fiziksel saldırıya uğramadığı yönündeki tartışmadır.  Dilleri ve kültürleri yok olmasına rağmen sessiz kalmayı tercih eden(bir grup aydının dışında) Laz halkı devletle bir çok noktada barışık olduğu yönündeki görüş ve örnekler birbirini desteklemektedir. Keza bu kitabı okuyunca Lazlar hakkında edineceğiniz fikirlerin başında Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Romanlar ve diğer devlet şiddetine uğrayanlar gibi olmadıkları yönünde olacaktır.

Bu kitabı okurken dilin ve kültürün yeniden üretimi sürecinde önemli olan tüm unsurların Laz aydınları tarafından nasıl ortaya çıkarıldığına tanık olacaksınız. Kitapta Lazlar’ın sosyo ekonomik durumları, cumhuriyetten günümüze yaşadığı değişimler, göç, etnisite kuramlarıyla örtüştüğünü görebilmek mümkün. Genel olarak yaşanan hızlı değişimlerin, özellikle müzik ile birlikte başlayan popülerite ve aidiyeti ifade ediş biçiminin haraketliliğini anlamak açısından kitap önemli bir yer tutuyor. Bu kitap sayesinde Lazlar’ın kısaca tarihi, ekonomisi, politik olayları, kimlik çalışmaları, müzik, sosyal yaşamları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Kitapta sade ve akıcı bir dil öne çıkıyor. Bu kitap, Lazlar hakkında yapılan diğer akademik çalışmalar içerisinde başvurulabilir kaynak niteliğindedir.

Kimlik konulu çalışmalar arasında yaygın olan çokkültürlülük, etnisite kuramları ile donatılan bu kitap kısa başlıklar altında birçok konuya değiniyor. Bu da kitabı diğer Laz çalışmalarından ayıran bir çalışma haline getiriyor. Nitekim sadece bir konuya odaklanıp uzun bir anlatı olmaması, Lazlarla ilgili bilgi edinmek isteyen sıradan her okurun anlayabileceği bir düzeyde. Bölgedeki tarımsal faaliyetlerin çay ekiminin başlamasıyla birlikte uğradığı dönüşüme ve tarıma bağlı ritüellerin değişimyle ilgili bilgiler aydınlatıcı nitelikte. Tarıma bağlı ekonominin iniş çıkışlarının sonucu etkilenen toplulukların göç etmesi ile, kentte yaşama pratiklerini deneyimleme fırsatı bulan Lazların ‘kimlik’ konusuna bakışı ve kentli bir müziğin ortaya çıkışını bir arada görmek, bu kitabı ayrıcalıklı kılan diğer özelliktir. Üstelik müziğin kültür hareketi ile politik bir söyleme dönüşme hikayesini bu kitapta okuyabilirsiniz.

Kitapta verilen bilgiler  kaynakları itibariyle nesnel bilgilerdir. Ancak bazı noktalarda yerelle ilgili bilgilerin azlığı dikkat çekmektedir. Yazarın kendi deneyimleriyle özdeşdirerek yarattığı bakış açısı konuyu farklı açılardan görebilmemizi sağlıyor. Türkiye’deki kimlik, etnisite, toplumsal cinsiyet çalışmaları içerisinde birçok konuyu aktarması bakımından bu kitap, başvurulabilir bir kaynak olma kalitesini taşıyor. Yazarın kullandığı kaynaklar, alıntılar ve bazı durumlarda olumsuz yönleriyle yaptığı atıflar tezini desteklemektedir.

Okurların bir kitaptan beklediği, yazarın amacı doğrultusunda üstlendiği konuyu, farklı kaynaklardan yararlanarak sade bir biçimde anlatması yönündedir. Kitapta belli bir dilin gelişmiş olması bu açıdan büyük bir önem taşır. Akıcı metin her zaman daha rahat okunur. Bu da akademisyenden öğrenciye, öğrenciden sıradan bir bireye kadar tüm kesimin anlayabileceği bir metin ortaya çıkarmaktan geçer. Yazarın kendi yüksek lisans tezinden derlediği bu çalışma akademik bir metin olma özelliği taşıyor.  Bu yönüyle bakarsak kitapta anlatılan konuların alıntılarla desteklenmesi beklenen bir durum. Ancak bazı yerlerde yazarın kendi fikirleri doğrultusunda yaptığı açıklamalar basit genelleme yoluyla aktarılmış.

İlk bölüm sayfa 22’de Laz sterotipinin ülke çapında nasıl algılandığı yönündeki anlatıda “Lazım dediğinizde kısa mesafe yolcusu olsanız bile taksici sizi hoş görür” cümlesi bahsettiğim basit genellemeye örnek olabilir. Sayfa 85’te araştırma boyunca kişisel görüşmelere dayanarak kadınların evlilik üzerine olan düşünceleri aktarılırken görüşme yapılan kişilerin kimler olduğu yönünde herhangi bir bilgi verilmemesi de göze çarpmaktadır.

Çay tarımı ile birlikte kolektif iş yapma kültürü olan imecelerin kamusal alandan çekilmesiyle iş şarkılarının söylenmez olduğu yönündeki görüşler sayfa 47’de aktarılıyor. Bu durumda okuyucu kendine şu soruyu sorabilir “Çay tek başına mı toplanıyor? Çay şarkıları yok mu?” nitekim Birol Topaloğlu’nun “Aravani” ve Kazım Koyuncu’nun “Viya” albümlerinde Nçaişi Birapa/Çayın Şarkısı adlı şarkıyı görmek mümkün. Aynı zamanda yapılan birçok derlemede çayla ilgili şarkılar karşımıza çıkmaktadır. Ortalama 60-70 yıldır çayla uğraşan, gecesini gündünüzü bu işe ayıran insanlardan aksini beklemek doğru mudur? Yazar, aynı sayfada düğünlerin köy meydanından salonlara inmesiyle birlikte değişen ya da yok olan ritüellerden bahsediyor. Fakat köy düğünlerinde hangi ritüellerin olduğunu bilmeyen bir okuyucu bunu anlamakta zorluk çekebilir.

Sayfa 49’da çayın kadın işi olarak algılanması ve zengin ailelerin bölge kültürüyle ilişkilerinin zayıf oluşu ile ilgili paragrafları görebiliriz. Burada bu bilgilerin daha önce bahsettiğim basit genelleme niteliğinde kaldığını söyleyebilirim.  Kitapta genel olarak Lazlar’ın devlete uyumlu olmasından dolayı devletin Laz kültür çalışmalarına sakıncalı bakmadığı yönünde bilgiler mevcut. Ancak tarihin bize sunduğu bazı belgeler Lazlar’ın bu konudaki farklı görüşleri olduğunu hatırlatıyor.[1]

Yazarların akademik çalışmalarda tezlerini desklemek yönündeki tespitleri tartışılan konular ile takdim ediliyor. Bu kitabın tartışma konuları arasında yer alan Laz aydınlarının yaptığı kimlik çalışmalarının yereldeki insanlara çok ulaşmaması yönündeki bazı eleştirileri paylaşıyorum. Ancak yapılan eleştirilere karşılık yerelde görünür olmak için neler yapılması gerektiği yönünde bir öneri sunmanın okuyucuyu aydınlatmak için zaruri olduğunu sözlerime eklemek isterim.

Kitapta bazı konuların bir rapora ya da alan araştırmasına dayalı olması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyla ilgili yerelde yaşayan Lazlar’ın kimlik çalışmalarına nasıl yaklaşıyor sorusu okuyucunun aklına takılmış olabilir. Bu konuyla ilgili kitapta kısa notlar görebiliyoruz. Ancak doğru sandığımız bazı bilgiler, alanda yapılan bir araştırma ile göreceğimiz sonuçlar çok farklı olabiliyor. Günümüzde yerelde yapılan bazı organizasyonlarda dil ve kültüre dair çalışmaların varlığı bilinmekte. Bu çalışmalar yereldeki Lazlar’ın kimlik konusuna nasıl yaklaştığını az da olsa ortaya koyuyor.  Örneğin Rize’de yerel yayın yapan Gelişim TV 2014’de Lazca yayın yapmaya başlamıştı. Çok uzun süreli devam etmeyen  bu proje kısa bir zaman önce yayın hayatına son verdi. 2013 yılında Mahsun Kırmızıgül’ün yapımcılığı üslendiği bir Laz erkeğiyle Kürt kızının aşk hikayesini konu alan “Benim İçin  Üzülme” dizisinin tanıtım broşüründe Lazlar tarif edilirken “Kuzeydoğulu Türkler” ifadesine yer verilmişti.  Bir takım Laz çevreler bu olaya tepki göstererek açıklamalarda bulunmuştu. Bahsettiğim bu iki durumda yerel bir tv kanalının Lazca yayın yapması ve ulusal medyada geniş yer bulan tv dizisinde Lazlığa dair anlatıların olması, ayrıca bir taraftan da Lazlığı Türklükle özdeşleştirme fikrinin sunulmasına bu çalışmada yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla yazar, Laz aydınlarının yaptığı çalışmaların yerelden uzak kalması durumunu eleştirirken, kendisinin de çok önemli bir konuyu gözden kaçırdığını söylememiz mümkün hale geliyor.

Bu çalışmada; Lazlar’ı tanıyabilir, sosyo ekonomik hayatlarını, bazı kültürel ritüellerini, göç, kentleşme yoluyla sosyal dönüşümlerini, devletin asimilasyon politikalarını, Laz kadınlarını, Laz aydınlarının yaptığı kimlik konulu çalışmaları ve kamusal alanda Lazca konuşamamanın getirdiği olumsuzlukları okuyabiliriz.  Müzik ve dansın kimlik belirleyici olarak bir geçişkenlik görevi üstlendiğini de bu kitap ile gözlemlemek mümkün. Lazlar hakkında politik söylemleri, Laz sterotipinin ulusal medyada görünürlüğünü, bazı Laz bireylerin kimlik çalışmalarıyla ilgili görüşlerini bu kitapta görebiliriz.  Laz müziğinin geleneksel bağlamı kitapta kısa bir bölüm olsa da popüler temsilini yazarın görüşleri doğrultusunda anlayabiliyoruz.

Sonuç olarak kitap, Lazlarla ilgili yapılan kimlik konulu çalışmalar arasında güncel ve başvurulabilir kaynak olma özelliğini taşıyor. Laz kimliğiyle ilgili birçok konunun özetlenmiş halini bu kitapta bulabiliriz. Lazlar’ın kimlik meselesine yaklaşımını, dil ve kültüre dair çalışmaları, kurulan dernek ve vakıfları, Laz müziği otantisitesinin sınırlarını, kimliğin müzik ve dans ile görünürlük kazanmasını bu kitabın konuları arasında görebiliriz. Kitap konular arası geçişte sade anlatım tarzıyla okuyucunun ilgisini dağıtmayarak konuya ilgi duyan herkesin okuyabileceği bir çalışma olması sebebiyle önemli bir yer tutuyor.

[1] Lazika Yayın Kolektifi’nin 2016’da Osmanlıcadan Türkçeye çevirdiği, Laz Ahmet Teyfik’in keleme aldığı bildiri bahsettiğim konuyla ilişkili bir metindir.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.